Dün basında ilginç tartışmalar yaşandı. Lokantacılar Oda Başkanı ya piyasayı, ya milletin cebine giren parayı yada kendine gelen müşteri kitlesini iyi tanımlayamıyor.
Yüksek fiyatlı bazı lokantalar dolup taşıyor. Müşteri derdi yok. Yüksek fiyatlı kafeler “Aman Allah’ım” tıklım tıklım. Alım gücü var mı yok mu derdimiz bu kesim değil.
Derdimiz gittikçe hızla sayısı artan dar gelirli büyük bir kitle..
Şehir önceden Yenihal, Şirahanı, Alaybey civarından öte bir çarşı yapılanması yoktu. Evler çarşıya yürüme mesafesindeydi. Ulaşım derdi diye bir şey yoktu. İki toplu taşıma durağı vardı. Bir simsar “Belediye- Garajlar “diye bağırır ,diğer simsar Karagöz- Binevler (öncesinde Başkarakol) diye bağırırdı.
50-60 yıl öncesinde lokantadan yemek yemek çok lükstü. Her esnafın elinde, çalışanın elinde bir seferiye tası vardı.
Kent dışından gelen misafir evde ağırlanır yemeklenirdi. Lokantaya, otele misafir götüreni ayıplarlardı.
Lokantaları kullanan en çok kent dışından gelenin yanında bir de köylü kesimi.
Hasat sonrası malını satan ve o an eline parayı alan köylü bir lokanta veya kebapçıya sonrasında kendini bir baklavacı da bulurdu. Bu kendine ziyafet işini de hasat döneminde yılda bir kez yapardı.
Ağa kesimi çiftçi de kendini direk o zamanlar yoğun olan pavyonda bulurdu.
Elbette yeme içme hem kültüre ham de keseye bağlı.
Lokantacılar Oda başkanı neden alınmış bilmiyorum ama herkes gelir durumuna göre zaten hareket ediyor.
Bunu bir seçim dönemine indirgeyerek alım gücünün düşmesini gözardı ederek propaganda malzemesi yaparak geçinmekte zorlanan vatandaşa karşı da çok ayıp ediyor.
Bir asgari ücreti düşünün; bazı işyerleri öğle yemeği üsleniyor. Burayı geçelim. Öğle yemeği çalışan üzerine ise bir işçi bir dürümle 250-300 TL ye karnını doyurur.300 TLX30 gün = 9000 TL eder. Asgari ücretten alinde kalan 17.000 TL .
Bu 17 bin TL ile ev kirası ı versin, çocuk mu okutsun ev mi beslesin ne yapsın..
Lokantacı oda başkanına göre asgari ücretli kadifeden kesesi türküsünü söyleyip şakır şakır oynasın mı?